Dünyanın
en zor işlerinden biri insanın kendi gücünün sınırlarını bulması. Bunu
yapamadıkça kendinizi “potansiyelini, rezervlerini
iyi kullanmayan bir ülke gibi” hissetmeniz mümkün. Siz de
’kendinize söz geçiremiyorsanız’ Nil Karaibrahimgil’in yazısına göz atmakla işe
başlayın… Hatırlıyorum. Küçükken, amcamın üçte biri olduğu, ‘Modern Folk
Üçlüsü’nün, ‘trik trak trik trak/Olur mu hiç çalışmamak?’ şarkısı
çalardı evde.
Çalışmanın,
böyle saat gibi tıkır tıkır işleyen, mutluluk veren bişey olduğunu hissettiren
bir şarkıydı. Bu şarkıda, erken kalkıp, işe koyulunur, nakaratta büyük bir
neşeyle çalışmanın ritmine kaptırırdı insan kendini. Tabi ki olmazdı hiç
çalışmamak. Trik trak’lamamak. Elbet yaşım gelince, ben de kendimi kurucak ve
hayatın içine bırakıcaktım.
Peter
F. Drucker’ın, ‘Managing Oneself’ (Kendini Yönetmek) adlı küçük kitabını
bulduğumda, aklıma bu şarkı geldi. Kendimi, özellikle de zamanımı iyi
yönetemiyorum. Günün başlamasıyla bitmesinin bir olduğu, boş sayfalı günler
çok. Bir işe yaramayınca, kendini lüzumsuz hisseden biri olarak, sürekli
kendime bir iş uydurmam gerek. Çünkü bir patronum, bir şeyler yetiştirmem
gereken deadline(son tarih)larım yok. Ha, olsun ister miydim?Bazen
evet. ışim, yalnızlıkta trik trak çalışmaya başlıyor. Ama gönlüm insanlarla
oyalanmaktan, gülüp oynamaktan yana. Sahnede karşında binlerce insan olsa bile,
bir spot bir sen. şikayetim yok. Hayalimi yaşıyorum. Teşekkür de ediyorum.
Peki, yapabileceklerimin kıyısında mıyım? Hayır. Potansiyelini, rezervlerini
iyi kullanmayan bir ülke gibi hissediyorum bazen. Tembel yani. Drucker’ın bazı tavsiyeleri var.
Bir
kere, bir insanın ilk önce kendisine sorması gereken soru şuymuş: Gücüm nerde?
Hemen biliyoruz zaten demeyin, çoğu insan bilmiyormuş. Yanlış biliyormuş.
ınsan, kendini değerlendirme, tıpkı bir kediyi boynundan havaya kaldırır gibi,
gücünden tutup kaldırma konusunda zayıfmış. Gözlemlerin ve itirafların gerçekle
örtüşmesi gerek. Peki bunu nasıl anlarız? ‘Geri bildirim yöntemi’yle. şöyle ki:
Bir şey yapın. Sonra, o yaptığınızla ilgili bir beklentiniz olsun. Bunu bir
kenara yazın. Ve dokuz ay, bir sene sonra bakın bakalım o beklediğiniz olmuş
mu? ‘Sandığınız’dan bir şey çıkmış mı?… Drucker, bunu onbeş yirmi yıldır
uyguluyormuş. Ve her seferinde şaşırıyormuş! Bu test bizi, hiç sapmayı
düşünmediğimiz ama en güçlü olduğumuz yola yönlendirmede bir fener olabilir.
Beklentinin altındaysan, o yola sapmazsın, beklentinle buluştuysan dümdüz
gidersin.
İkinci
önemli soru da: Hangi şartlar altında performans gösteriyorum? Benim
için en önemli soru bu mesela. Çoğu başarılı insan, nasıl başardığını bilmez ve
anlatamazmış. Onlar bir şeyi (muhtemelen en güçlü oldukları şeyi), kendilerine
en uygun şekilde performe ediyorlar aslında. Dinleyici miyim, okuyucu mu?
Yazarak mı öğreniyorum, duyarak mı, konuşarak mı? (Evet bazıları kendilerini
dinleyerek öğrenirmiş. Ben?) Öğrenmenin bir düzine yolu varmış. Halbuki okul
herkese, dinleyerek ve okuyarak öğrenmeyi dayatıyor. Belki de okulda başarısız
hayatta başarılı çoğu insan, başka türlü öğrenen türden. Bazılarımız yalnız,
bazılarımız kalabalıklar içinde çalışmaya başlıyor. Bazıları ikinci adam,
bazıları birinci adam olarak iyi. Bazıları tavsiye veriyor ama karar veremiyor.
Mesela bu yüzden, çoğu ikinci adam birinci adam olduğunda başarısız oluyormuş.
Çünkü tepedeki, karar verebilen. Karar vermek risk almayı içeriyor. Ve karar
verenler genellikle, tavsiye verenleri ikinci adam yapıyor. Onlar başa gelince,
karar veremeyebiliyor.
Bu
hafta bir bakalım: neye yarıyoruz, nasıl yapıyoruz da trik traklıyoruz?
Unutmayın, hepimiz biricik ve biricik hepimiz için.
Unutmayın, hepimiz biricik ve biricik hepimiz için.
Yazan : Nil KaraibrahimgilKaynak : hurriyet.com.tr

